İNTİHAR BOMBACILARININ PSİKOLOJİK MOTİVASYONLARI

 İntihar bombacılarını tetikleyen birçok psikolojik etken vardır. Kin ve nefret hissi, intikam alma


 İntihar bombacılarını tetikleyen birçok psikolojik etken vardır. Kin ve nefret hissi, intikam alma duygusu, kendini ispatlama çabası, korku, tehdit, ümitsizlik, adaletsizlik, aşağılanma duygusu, şehitliğin bir kariyer olarak görülmesi, kahraman olarak anılma isteği ve şehit olarak ölüm sonrası hayata bir an önce ulaşma… Bunlarla birlikte, milliyetçi duygulara vurgu yaparak, kendi topraklarını savunma duygusunun ve düşmanı toprakları dışına sürme isteğinin de motive edici unsurlardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu eylemciler çoğunlukla toplumda yer edinemeyen kişiler arasından seçiliyor. Eylemcinin içinde kendini feda etme, bir kahraman olma duygusu ön plana çıkabiliyor. Elbette ciddi oranda da bir sosyal baskı var. Bu sosyal baskı içinde ona öğretilen duygu da şu: ‘Bunu gerçekleştirmediğin zaman grubun içinde saygı gören bir insan olarak yaşayamazsın.’ Sizce bu mantıkta bir insanı etkilemek çok kolay değil mi? Biz bireyler zaten toplumda yer edinebilmek adına birçok şey yaparız. Sadece toplumdan topluma bunun yöntemleri farklı.

Bana göre en ilginç nokta da şu: İntihar terörizminin altında, ağırlıklı olarak şehit olma inancı yatıyor. Bu durum dini duyguların kötü emeller uğruna sömürülmesidir. Geleneklerle yetişen dindar insanlar, öteki dünya ile ilgili vaatlere daha kolay inanıyorlar. En büyük ödül onların olacak: hem cennette hem de öldükten sonra yeryüzünde kahramanlaşarak ölümsüzlüğe ulaşacaklar... Saldırı öncesi eylemcilerin motive olmaları için, narsisist yaraları iyice deşiliyor, varlıklarının tehlike altında olduğu tekrar tekrar vurgulanıyor.

Grup halinde bir araya gelerek toplu yeminler ediliyor, iyi ya da kötü, bazı sözler koro halinde saatlerce ateşli bir şekilde tekrarlanarak bilinç uyutuluyor. Böyle toplantılar sıkça tekrarlanarak düşünme yeteneği iyice bastırılıyor. Böylelikle bakış açıları iyice daraltıyor. Bundan daha iyi beyin yıkama mı olur! Kişide en ufak bir tereddüt görüldüğünde, grup, duygusal baskı uyguluyor. Kişinin utanması ve kendini suçlu hissetmesi sağlanıyor. Sonunda kişi, "korkak" damgası yemektense ölümü tercih ediyor. Bu kişiler için ya siyah vardır ya beyaz, grileri yoktur. İnananlar ve inanmayanlar; insanlar ve insan olmayanlar… Onlar için sorunları çözebilmenin bir tek yolu vardır. O da intihar saldırısıyla düşmanın yok edilmesi! İntihar bombacısına göre; kendisi ve grubu tamamıyla iyi, ötekiler ise en ağır cezayla cezalandırılması gereken tümüyle kötü kişilerdir. Ayrıca canlı bomba eylemcisin psikolojisinde sanılanın aksine acizlik vardır. Bu kişilerde ‘düşmanlarına karşı yetersizlik ve güçsüzlük’ hissedilir. Aslında kişiyi toplu katliam gibi bir canavarlığa sevk eden temel his olan öfkenin yanı başında mutlaka acizlik yatmaktadır. Acizliğin derecesiyle canavarlık ve yıkıcılık artar. İntiharın bir güçlülüğe değil bir tahammül eksikliğine işaret etmesi gibi canlı bomba eylemi de bir cesarete değil acizliğe işaret eder.

Eylemcilerin seçilme sürecinde, bahsedilen psikolojik yatkınlıklar belirleniyor. Eğitimin uygulamalı bölümünde, cesaretlerini ve ruhsal dayanıklılıklarını kanıtladıkları testlerden geçiriliyorlar. Bunlar arasında beyin yıkamayı çağrıştıran uygulamalara da rastlanıyor: Tamamen yalıtılmış bir odada günlerce sessiz bir şekilde oturmak ya da bazen yerin altına kazılan bir çukurda, bir cesetle birlikte 48 saat geçiriyorlar. Eylemden önceki son hazırlıklar da psikiyatristlerin, kişilerde intihar öncesi sıkça gözlediği intihar öncesi sendromu devreye giriyor ve büyük bir kararlılık gözleniyor. Aynı fırtına öncesi sessizlik gibi, insan büyük bir iç huzuruna kavuşuyor, serinkanlı ve dostça davranıyor. Veda mektubu yazıyor, arkadaşlarıyla eğlenmeye gidiyor, yiyip içiyor…

Ve artık son aşamaya sıra geliyor: Ölmek ve öldürmek...