GÜÇLÜ GÜÇSÜZ İLİŞKİSİ ÜZERİNE 

Bu yazımda veganizm hakkındaki yazılarıma gelen yorumlara karşılık vermeye çalışacağım. İyi okumalar.

İnsanlar konfor alanlarının bozulmasını istemez. Kendilerine küçüklüklerinden beri öğretilenler eğer onların mutluluğunu sağlıyorsa pek çok insan, sonuçlarını merak etmez, etik olup olmadığını sorgulamaz. Birisi çıkıp, yanlış olduğunu söylediği zamanda tepki gösterir. Bunun sebebinin, insan zekasının etik bilincinden daha hızlı gelişmesi olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyada yaptığım yorumlar ve paylaşımlarımın önemli bir kısmı veganizm ile ilgili. Bana gelen yorumlar ise bazen ilginç oluyor bazen de hayal kırıklığına sebebiyet veriyor. Beni ilgilendiren kısım bu konuda yaygın olan düşünceler, o yüzden kişilerin kim olduğuna bakmayıp, ortaya atılan argümanları değerlendiriyorum ve cevap veriyorum. Bu yazıda da karşılaştığım yorumların bazılarını değerlendirmeye çalışacağım.

İlk olarak, artık klasikleşmiş bir örnek olan aslan da ceylanı avlıyor argümanı. Bunu diyen kişilerin doğada çıplak dolaşıp, yeni tanıştıkları kişileri arkalarından kokladıklarını sanmıyorum. Bu zamana kadar da yiyeceği eti marine eden sos ve baharatsız yemeyen, yetmezmiş gibi bir de etinin yanında garnitür tercih eden bir aslan görmedim. Burada insanla aslanı ayıran temel fark aslında avın sergilediği tutum. Aslan, avını yakalamak için bir taktik uygular, en doğru zamanı bekler ve av da aslandan kaçacağını bilir. İnsan ise etinde hak iddia ettiği hayvanı büyütür, yaraları olduğunda tedavi eder(bedenin zarar görmesi ticari değeri düşürür). Hayvan, o insan dışında başka kimseyi de tanımaz, bir bakıma onu dostu olarak görür (eğer çiftlik hayvanıysa, mezbahadaysa sadece kulağındaki küpeden ibarettir). İnsan ise onu öldürmeye karar verdiğinde, o hayvan ya kaçmayı düşünmez ya da kaçamaz. Bu tutum en yumuşak ifadeyle alçaklıktır.

Yakın zamanda karşılaştığım bir yorum, hem komik hem de düşündürücüydü: “Hitler de et yemiyormuş demek ki et yememek kötü bir şey”. Açıkçası kimseye Hitler’in yaptıklarının listesini tutup, ona göre doğruyu ve yanlışı belirlemeyi önermiyorum. Fakat Hitler demişken, toplama kamplarıyla ilgili insanların fazla üzerinde durmadığı bir şeyden bahsedebilirim. Steve Best şöyle der : “Nazi toplama kamplarında kullanılan endüstriyel öldürme biçimlerinin ABD mezbahalarında 19. Yüzyılın sonlarında kullanılan tekniklerden model alındığını söylemek gerek. Yahudi soykırımı kurbanları, hayvanların mezbahaya götürüldüğü aynı tren raylarında taşındılar, insanlar tavuk çiftliklerindeki tavuklar gibi bir araya tıkıştırıldılar, ve Auschwitz gibi öldürme alanlarının kendi mezbahaları vardı. Hayvanların topyekün nesneleştirilmesi ve masum canların mekanize bir biçimde öldürülmesi, insanlar için kitlesel öldürmelere yönelik bürokratik yönetimlerin ve teknolojilerin kolayca kendilerine de uygulanabileceği konusunda yapılmış bir uyarı anlamına gelmeliydi. Bu yüzden Theodor Adorno dokunaklı bir biçimde şu sözleri söylemişti: ‘Auschwitz, bir insanın bir mezbahaya bakıp da ‘ama onlar hayvan’ diye düşündüğü zaman başlar.’”


Buradan yola çıkarak şunu sormalıyız: Eğer insanlar kendilerinen daha güçsüz olanlara bu kadar acımasız davranmayı, onları sistematik bir şekilde öldürmeyi bir kültür haline getirmeseydi bu kadar savaş, çatışma, sömürgecilik ve soykırım yine yaşanır mıydı?

Amerikalı tarihçi ve yazar Charles Patterson şöyle der: “İnsan uygarlığının her yerine yayılmış olan savaş, ırkçılık, şiddet ve gaddarlık nereden geliyor? İnsanlar neden birbirini bu kadar düzenli bir şekilde sömürüp katlediyor? Türümüz neden şiddete bu kadar meyilli? Bu soruları yanıtlamak için hayvanları sömürüp katletmemiz ve bunun insan uygarlığına olan etkisi üzerine düşünmemiz gerekiyor. Acaba birbirimizi böyle baskı altına alıp öldürmemizin sebebi, hayvanları istismar edip katletmemizin bizi başkalarının acıları ve ölümlerine karşı duyarsızlaştırması olabilir mi?”

Son olarak beni en çok ürküten argüman: Güçlü, güçsüzü yer. Yukarıda biraz olsun bahsetmiş olduğum savaşların ve soykırımların yaşanmasının, aslında tarih boyunca meydana gelen neredeyse tüm yıkımların sebebi, birilerinin kendilerini diğerlerinden daha değerli ve güçlü görmesi değil miydi? Güçlü güçsüze istediğini yapabilir dendiğinde evde veya sokakta güçlü olanın güçsüze istediğini yapması meşru mu sayılacak? Elbette hayır. Bu durum, insan olmayan hayvanlar için de geçerli olmalı. Çünkü onlar da tıpkı insanlar gibi duyarlı ve bilinçli canlılar. Acıyı hisseden ve yaşamak isteyen canlılar. İşte bu sebepten insanlar adaleti savunurken bütüncül bir mücadele vermeli, sadece insanların haklarını değil hayvanların yaşam haklarını da savunmalı. Savunmalı ki kendi verdiği mücadelede de samimi olsun.

Yazıyı da müzisyen ve hayvan hakları aktivisti Moby’nin söyledileriyle bitirebiliriz: “Dövülmek, hapsedilmek, sakatlanmak, öldürülmek ve işkence görmek istemiyorsanız, insan olsun ya da olmasın, bu tür davranışların kimseye yapılmasını onaylamamanız gerekir.”