Fotoğraf Makinesi Pazarının Bugünü

Yıllardan beri süregelen “Canon mu, Nikon mu?” çekişmesi şimdilerde Aynalı-Aynasız çatışmasına dönüştü. Peki pazar bundan nasıl etkilendi?

Bu yazımda sizlere fotoğraf makinesi pazarında markalar arasında yaşanan savaşı anlatacağım. Bazı teknik bilgilere burada temelden yer veremeyeceğim için bu yazının daha çok fotoğrafçılıkla ilgilenenler için olduğunu baştan söylemem gerekir.

Çoğu zaman spor yorumcuları her takımı tarafsızca eleştirirmiş gibi görünür. Ancak Rıdvan Dilmen’in Fenerbahçeli, Mehmet Demirkol’un Galatasaraylı olduğunu bilirsiniz. Fotoğraf eleştirmenlerinde de bu farklı değildir. Canon’a inceleme yazan kişinin Instagram profiline girince Nikoncu; Olympus’a inceleme yazanın da Sonyci olduğunu görürsünüz. Bu sebeple ben de Fujifilm kullanıcısı olduğumu baştan söylüyorum.

Savaş kısmına geçecek olursak... Uzun yıllardan beri “Canon mu, Nikon mu?” sokağın ve stüdyonun en birinci gündemiydi. Ancak 2010’lu yılların başında insanların: “Aynasız sistemli makineler çıkmış, sonda çıkacak görüntü çekim öncesinde ekranda görülüyormuş” şeklinde söylemlerini duymaya başladık. Yıllar geçtikte kavga Nikon-Canon DSLR cephesinden, DSLR(Aynalı)-Aynasız çekişmesine döndü.[1] Ve içinde bulunduğumuz 2019 yılı itibariyle de Aynasız makinelerin bu savaşı kazandığı söylenebilir. Sanırım bunun en büyük göstergesi Canon ve Nikon’un da R ve Z serisi Aynasız makineler çıkartarak pazara dahil olma çabasıdır. Peki kimdi bu Aynasızlar? Sony A serisi başta olmak üzere Fujifilm, Olympus ve Panasonic. DSLR tarafında küçük formatta Pentax’ı saymazsak Nikon ve Canon vardı.

Nikon Z ve Canon R

Burada süre gelen ikincil bir tartışmadan da bahsetmeden geçemeyeceğim. O da sensörlerin çarpışması. Temel olarak büyük sensörlerin daha kaliteli görüntü ürettiği bilinse de maliyet, hız ve kullanım amaçları bakımından çevremize bakınca genellikle “Küçük Format” makineleri görürüz. Bunlar küçükten büyüğe doğru Micro Four Thirds (Panasonic, Olympus), APS-C (Fujifilm) ve Full-Frame (Canon, Nikon, Sony). Full-Frame sensör demek filmli makinelerdeki 35mm küçük format filmlerin boyutlarının muhafaza edilmesinden ibarettir: 36mmx24mm. Diğerleri bunlardan daha küçük sensörler kullanır. Ayrıca Full-Frame makinesi olan markalar, crop sensör de denen, APS-C boyutunda da makine ve lensler üretirler. Ancak bunlar daha çok giriş segmentine hitap ederler.

Aynasız makine modelleri

Yukarıdaki paragrafı öyle uzun uzadıya anlatmamın amacı şimdi Fujifilm’in bu kızışan dönemde Full-Frame’in yukarıda bahsettiğim aynasız makinesi olan 3 markasına karşı yürüttüğü Çevreleme politikasını anlatmak içindi. Fujifilm, Full-Frame pazarına hiç dahil olmayarak sadece güçlü APS-C makineler çıkarmıştı. Ancak büyük sensörlere ihtiyaç duyan üst segment profesyonelere de daha iyi hitap edebilmek için Orta Format makineler üretmeye karar verdi. Buraya kadar sadece en büyüğü Full-Frame (36mmx24mm) sensör kullanan Küçük Format makinelerden bahsetmiştik. Orta Format makineler genellikle stüdyo ve moda çekimlerinde kullanılan oldukça pahalı ve hantal makinelerdir. Fujifilm bu makineleri hem daha makul fiyatlara çekti; hem de hafifletip hızlandırdı. Bu sayede hem bu makineler stüdyodan da çıkabildi; hem de Orta Format neredeyse halka indi.

Yazımın sonuna gelirken Fujifilm’in bu çevreleme hamlesindeki madalyonun öbür yüzünü de göstermek istiyorum. 2012 yılında ilk aynasız dijitallerini üreterek pazara giriş yapan Fujifilm yıllar boyunca Crop Sensör Küçük Format makineler üreterek Full-Frame DSLR ve Aynasızların gölgesinde kaldı. Sonunda 2017 yılında GFX serisi Orta Format Aynasız makinelerle rakiplerini sensör boyutu olarak aşabildi; ancak bu sefer de Orta Format pazarının ağır abilerine çatacaktı. Fujifilm Crop Sensör (43.8mmx32.9mm) Orta Format makineler üretirken; sektörün Full-Frame (53.4mmx40mm) Orta Format olarak adlandırabileceğimiz sensörlerini de üreten Hasselblad ve PhaseOne’ın gölgesinde yine kendi stratejisi dahilinde kaldı. Tabi ki yine hantal kalan bu makinelerle GFX serisi arasındaki fiyat farkı tercih yapma konusunda size çok yardımcı oluyor.

Özetle, fotoğraf endüstrisi gelişen teknolojiyle birlikte bir yol ayrımının daha eşiğine gelmiş oldu. Daha önce filmli makinelerden büyük oranda vazgeçirilerek dijital makinelerin kullanılması gibi DSLR makineler de yavaş yavaş ömrünün sonuna geliyor. Öyle ki kısa bir süre sonra aynalı sistem kullanan makineler gözümüze eski ve modası geçmiş görünmeye başlayacaklar.


[1] Temel olarak DSLR sistemi optik vizöre lensten gelen görüntünün makine gövdesindeki bir ayna vasıtasıyla aktarılması prensibine dayanır. Deklanşöre basınca ayna kalkar, görüntü sensöre ulaşır. Bu sayede gerçek görüntü gözle takip edilebilir. Aynasız makinelerde ayna bulunmaz, görüntü doğrudan sensör ile buluşur. Vizördeki görüntü LCD ekrandan takip edilen dijital bir görüntüdür.